Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2009 Salı

Yine, Yeniden Paris

Demiştim ya bir tek Versailles Sarayı kaldı diye... Hafta sonumuzu önceden planlayıp cumartesi konaklamalı Versailles çıkartması yaptık.

Kraliçeler gibi koridorlarda koşturduğumu, eteklerimi sürükleyerek geniş merdivenlerden indiğimi, krala trip atıp geceyi kendi sarayımda geçirdiğimi hayal ettim...


Küçüklüğümden beri uzun kabarık eteklere, prenses taçlarına, şaşaalı saray hayatına bayılırım, pek özenirim. Önceki hayatımda prenses miydim acaba? Sanmam... Kocamla sarayda dolanırken o anda uydurduğum hikayede bile kendimi paspasçı olarak betimlediğime göre (kocamı dük'ün yakışıklı oğlu yaptım) önceki hayattan kalma bir "ezik" sendromu var sanırım bende.


Neyse konuyu dağıtmayalım :)

Saray 3 bölümden oluşuyor denebilir. Kralın ve maiyetinin yaşadığı kısmı rehber eşliğinde gezeceğim diye tutturdum, iyi ki de tutturmuşum, çünkü öbür türlü odaya girip ağzım açık etrafa bakıp "haa iyiymiş" diyip çıkıyorum. E kadın mis gibi anlattı, şu mobilyanın özelliği şu, şu odanın önemi bu... İlk fırsatta Dolmabahçe ve Topkapı'yı da işinin ehli bir rehberle gezmek lazım! (Bu yazının anafikri: Müze gezerken paraya kıyın, rehber eşliğinde gezin!)


Sarayda daha çok kral ve kraliçenin yaşam alanları, günlük hayat uygulamaları vs anlatılıyor. Saray Fransız İhtilali gibi yıkıcı bir badire atlattığı için, kıymetli eşyaların çoğu ya satılmış, ya da yakılmış. Özellikle kraliyet sembolleri taşıyan mobilyalar gerçekten ciddi hasar görmüş. Bazılarını aslına uygun olarak yeniden ürettirmişler.

Sarayın dışında dev gibi bahçeler var. Biz kurşun rengi bir gök altında gezmek zorunda kaldığımız ve mevsim itibariyle heykellerin çoğunu kapatmış oldukları için bahçelerden yeterince faydalanamadık ne yazık ki. Tüm günü sarayda geçirmek için yazın gitmek daha keyifli olabilir.


Bahçeleri 3 şekilde gezmek mümkün: Yaya olarak (biraz yorucu oluyor), bisiklet kiralayarak ya da golf arabası gibi olan elektrikli arabalardan kiralayarak (Saati 30 Avro!). Aşağıda parası çok olup bu arabalardan kiralayan gıcık turistler görülmekte...



Bir de mini tren var ama o gezmekten daha çok ulaşım amaçlı kullanılıyor. Biz bilemedik, gezmek için kullandık, saçma oldu :)

Son olarak Marie Antoinette'le oldukça özdeşleşmiş olan Trianonlar ve Queen's Hamlet kısmı var. Burada oturup bu bölümleri anlatacak değilim, internette bolca bilgi var zaten. Sadece demek isterim ki bu kısımlar sarayın kendisinden daha sevimli. Yani bütün enerjiyi sarayda harcamak yerine günün yarısını sarayda, yarısını diğer bölümlerde harcamak daha keyifli olabilir. Biz 2 günlüğüne gittiğimiz ve şansımıza ayın ilk pazar günü Trianonlara giriş ücretsiz olduğu için geniş geniş gezebildik.


Queen's Hamlet kraliçenin (Marie Antoinette) köy hayatına özendiği için yaptırdığı küçük bir köy! Biz sağanak yağmur altında gezdiğimiz için fotoğraflar pek bir şeye benzemedi ama fikir vermesi açısından bir iki tane serpiştireyim dedim. Köy çok şirindi de binaların içlerine girilebilseydi dönemi daha iyi hissederdik gibi geliyor bana...


Cumartesi akşamı Versailles'da yapacak bir şey olmadığı için şehir merkezine yollandık. Burcu'cuğumun tavsiyesi olan Razowski'yi bulduk, hamburgerlerimizi yedik! Evet, o koca şeyi mideye indirdim :)

Sonra Bellek Kutusu ve Olmadık İşler Peşinde'ye söz verdiğim gibi bir kutu macaronumu da gövdeye indirdim :) Buzdolabında beklemek zorunda olmasa birer kutu da onlara gönderecektim ama Paul'den aldık zaten, belki İstanbul'da da vardır diye ümitlendim :)


Hafta sonu kalorilerimi almış, kocamla Paris'te son kez el ele yürümüş, çok merak ettiğim sarayı da görüp rahatlamış olarak evime döndüm. Şimdi sıradakini bekliyorum...

13 Ağustos 2009 Perşembe

Son Durak: Paris

14 Temmuz Fransa'nın Cumhuriyet Bayramı sayılıyor. 1789 Fransız İhtilali kapsamında meşhur Bastille Hapishanesi'nin ele geçirilip yıkılışı ve ilk cumhuriyetin temellerinin atılmasını simgelediği için ulusal bayram anlamına gelen Fête Nationale olarak anılıyor. Her yıl 14 Temmuz'da Eyfel kulesinden atılan havai fişek gösterileriyle meşhur! Kaçırır mıyım? Kaçırmadım :) Ama bu sene salıya denk geldiği için nasıl bir kılıf uydursam da kocamı izin almaya ikna etsem planları içindeyken tatilin ucunu bağlamak aklıma geldi :)
Nice'ten direkt Brüksel 14 saat civarı tutacağı için arada mola verip 1 gece yatmamız gerektiğini, Paris'in en iyi alternatif olduğunu ve tesadüfe de bakın ki (!) o tarihlerde de Fête Nationale kutlamalarının olduğunu güzelce kocama izah edip seyahat planını ona göre hazırladım. O yüzden 4 temmuzda tatile çıktık, gezdik, gezdik ve 13 temmuzda Nice'ten 9 saatte Paris'e ulaştık! 10 gündür yollarda olduğumuz ve bir gün önce de 1000 kilometre kadar yol geldiğimiz için sabah erken kalkamadık ve Champs Elysees (Türkçesi Şanzelize)'deki geçit törenlerine yetişemedik. Ama paralel sokaklarda karargahlarına doğru yola çıkmak üzere bekleyen askeri araç ve tankları inceleme fırsatı bulduk.

Kocam küçük bir çocuk sevinciyle tek tek zırhlıların, uçaksavarların ve tankların önünde fotoğraf çektirdi :) Fransız ordusundan hevesimizi alınca karnımızı doyurup bisiklet kiraladık ve şehrin daha önce görmediğimiz yerlerine doğru pedal çevirdik. New York'taki Özgürlük Anıtı'nın Paris'teki 3 kopyasından birini görmek üzere Île des Cygnes'e (Seine nehri üzerindeki küçük bir adacık) yöneldik.
Orjinal anıtın 1886'da Fransızlar tarafından A.B.D'ye hediye edildiğini bilmediğimiz gibi tasarımının da Eyfel kulesinin miması olan Gustav Eiffel'e ait olduğunu bilmiyorduk. Öğrenmiş olduk :)


Ardından Lüksemburg bahçelerini gezdik, havuzunda kayık yüzdürenleri seyrettik. Birer çikolatalı krep yedik, mutlu olduk!


Saat 5 civarı bisikletlerimizi teslim edip Eyfel'e ulaştık ki ne görelim. 700.000 ila 1 milyon arası insan Eyfel'in önündeki çimenlere yayılmış, kimi piknik yapıyor, kimi kağıt oynuyor, kimi uyuyor... Yer bulmak imkansız! Epeyce dolandıktan sonra kendimizi Seine nehrinin karşı kıyısına atıp nehir kenarında Eyfel'i rahat görebileceğimiz bir yere konuçlandık. Kafama takmıştım, 25 dakikalık gösteriyi saniye kaçırmadan video'ya alacaktım. O kalabalıkta bunu yapmak imkansız olduğu için daha tenha olacağını umduğumuz nehir kıyısına gittik. Orada bile kıyı şeridinin kapılmış olduğunu görüp biraz bozulduk ama sonra kaldırıma çöküp beklemeye başladık.

Havanın kararmaya başlaması saat 9:30'u buldu. Ama sonrası muhteşemdi...





İtiraf ediyorum, havai fişeklere bayılıyorum! Babam Boğaz'daki düğünlerde atılan havai fişeklere kızıp "kro" bulsa da, havaya ve havadaki masum kuşlara zarar verdiğini bilsem de seviyorum napiimm... Kendi düğünümde de çok istemiştim atılmasını ama babam, kocam, herkes karşı çıkınca sesimi çıkaramadım. Haklı olsalar da seviyorum... "bir daha dünyaya gelsem havai fişek olmak isterim" şeklinde saçma bir cümleye bile sahibim :))

Özetle o akşam gözümü havai fişeğe doyurdum :) Hatta bir hafta sonra da Brüksel'de vardı havai fişek gösterisi, ona tenezzül edip gitmedim bile! Eyfel'deki şovdan sonra beni ancak Boğaz'daki 29 Ekim fişekleri keser. Ya da belki Sidney'de bir yılbaşı :)))