brüksel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brüksel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2009 Perşembe

Brüksel'de Doğurmak

2 yıllık evliyim, anne olmama da daha en az 2 yıl falan vardır diye düşünüyorum. Ama önümdeki bu önemli iki yılı boş geçirmeyeyim diye sürekli okuyorum: hamilelik süreçleri, doğum yöntemleri, annelik-babalık deneyimleri... hatta arada bir abartıp çocuğu hangi okula göndereceğiz falan gibi saçma aramalarla saatlerimi google'a harcıyorum. Hayatta kendime en az güvendiğim konu bu olduğu için sanırım...

Çevremdeki bir çok kişi Brüksel'e taşınacağımız zaman bir çocuk yapmamı öğütledi. Çocucuğun doğum yeri hanesinde Belçika yazmasının ne önemi olacak hiç bilmiyordum o zamanlar. Amerika gibi toprak esas alınmıyor burada. Çifte vatandaşlık falan hakkı yok yani. Ne çocuğa ne bana bir faydası olmaz diye düşünmüştüm. Ayrıca söylemesi kolay, burada tek başıma ne arkadaşlarım ne annelerim, kimsem yokken, kocam bütün gün işteyken hamile olmam demek bendeki bastırılmış psikopat genleri ortaya çıkarmaya yeterdi de artardı bile. Geçen aya kadar bu konuda hiç bir şüphem yoktu. Ta ki eşimin iş nedeniyle tanıştığı Türk arkadaşı E., eşi F. ve dünya tatlısı bebişleri Y. hayatıma girene kadar...



E ve F bizim gibi kısa dönemli bir değişim programı ile Brüksel'e gelmiş, sonra E burada başka bir iş bulmuş ve kalmaya karar vermişler. F de tam iş arama sürecini hızlandırıp teklifleri kabul edeceği sırada hamile olduğunu öğrenmiş! Kısa süreli iş hayatını bir kenara bırakıp full-time anneliğe başlamış çünkü doğum izni mevzuları bizdekinden çok daha komplike burada.
Beni dehşete düşüren yalnız bebek bekleme süreci o kadar da sıkıntılı geçmemiş. Kimse karışmamış, akıl vermemiş, canı ne istiyorsa onu yapmış F. Sadece buradaki doktorunu dinlemiş. Arada başı sıkışınca ulaşmak istediği kişiler bir Skype mesafesindeymiş çünkü...

Doğum öncesi ve sonrasını E kocama anlatmış bir öğle yemeği sırasında, o da gelip bana anlattı. Sanki bu hikayeyi dinlemeyi bekliyormuşum gibi kafamda varolan bazı soru işaretleri cevaplarını nasıl buldu, taşlar yerine nasıl oturdu hayret ettim!

Soru: Belçika'da bebekler yaz-kış nasıl tişörtle dolaşabilir, genç kızlar mini etek ve ince çorapla kışı nasıl geçirir, ben kasım ayında en kalın kaz tüyü paltomla donarken Belçikalılar pardesüyle nasıl dolaşır?

Cevap: Doğum anında gizli... Kesinlikle sezeryan yok (tıbbi olarak mecbur kalmadıkça ki bizde tüm doktorlar nedense tıbbi olarak mecbur kalıyor sezeryana!!) Normal doğum anında göbek bağını babaya kestirip, bebeği çıplak olarak annenin çıplak tenine yatırıyorlar! Bebeğin ilk aldığı koku anne kokusu oluyor böylece ve hem tenini hem kokusunu tanıyıp rahatlıyor(muş) bebek. Kesinlikle kundaklamak, sarıp sarmalamak falan yok.

Hastaneden çıktıktan sonra eve bir doktor ve bir hemşire gelip bebeğin yatacağı odaya bakıyorlarmış. 18 derecenin üzerine çıkmayacak ev demişler! Zavallı F aralıkta doğum yaptığı için kışı kat kat hırkayla geçirmiş evde. Biz olsak çocuğa yelekler giydirir üstüne battaniyeler serer üşümesin diye sarıp sarmalarız. Oysaki çocuğu sıcağa hiç alıştırmayınca üşüme problemi de ortadan kalkıyormuş!

Soru: Neden Türk çocukları hiperaktivitede tavan yaparken, Belçikalı annelerin çocukları sakin sakin pusetlerinde oturur, anne alışveriş yaparken boncuk boncuk etrafa bakıp gülücüklre saçar?

Cevap: Genler kadar eğitimle de alakalı... Çocuk doğduğu andan itibaren spor, yuva vs gibi bir çok aktiviteyle sarılıp sarmalanıyor. 6 aylık bebeklere yüzme kursu verildiğini duyunca şok oldum! Daha yürüyemeyen bıngıl bacakları ördek gibi çırpa çırpa yüzüyorlar :)

Sanırım bizde yuvaya bezden kurtulmadan başlayamıyor çocuklar. Belki özel yuvalarda istisnalar vardır. Belçika'da ise anne işe dönebilsin diye çok erken yaşta almaya başlıyorlar çocukları. Çocuklar anne-baba sevgisinden yoksun, bakıcı elinde büyüdüğü için mutsuz mu oluyor? Aksine, daha o yaşlarda sosyalleşmeye başlıyor, hayatla ilgili deneyimler ediniyor, ailesi dışında da bir birey haline geliyor. Bir de burada çok önem verilen trafik, çevre, doğa vs eğitimlerini alıyor. O yüzden trafik yoğun ama kaotik değil, geri dönüşüm konusunda 7'den 70'e herkez çok bilinçli... Başka bir boyutta yaşıyorlar yani!

Soru: Tüm bu masraflar özel sağlık sigortası olmadan nasıl karşılanır?

Cevap: Sosyal devlet... Doğum ücretsiz, hastane tüm hizmetler karşılığında beş kuruş almıyor, bebeğin olduğu için yıllık vergi indirimi var, spor salonları nerdeyse Hillside kalitesinde olmasına rağmen Belediyelerin (Commune) yönetiminde olduğu için fiyatlar şaka gibi...
Daha pek çok soru, pek çok cevap var aslında... Buraya gelmişken bebek yapmadığıma pişman mıyım (?), henüz erken olduğunu düşündüğüm için değilim. Ama yapsaymışız avantajları çok olurmuş, bu da bir gerçek... Şimdilik Y. ve çevremdeki başka bebeklerle 0-2 yaş stajımı yapıyorum, bol bol anne blogları okuyorum, internette geziyorum, kocamı ve kendimi gözlemliyorum. İlerde bakalım biz neler yaşayacağız...

9 Mart 2009 Pazartesi

What a Wonderful Weekend - 1

Haftanın en sevdiğim günleri cumartesi-pazar! Hele evlendikten sonra daha da sever oldum. Hafta içi yorgunluktan / uykusuzluktan / meşguliyetten fazla ilgilenemediğim kocacığımla uzun, renkli kahvaltılar yapmak, tembel tembel bilgisayarın karşısında vakit geçirmek, çıkıp biraz dolaşmak, alışveriş yapmak, en sevdiğim hobim oldu. Brüksel'e geldiğimizden beri "daha çok gezmeliyiz" hırsıyla atladığımız bazı etkinliklere pek içim yandığı için 28 Şubat tarihini 1 ay önceden işaretlemiştim. O hafta sonunun şahane olacağı daha o zamandan belliydi...

Cumartesi - 28.02.09
Baloon Day Parade

Hani Michael Keaton'un oynadığı Batman filminin sonlarında kocaman helyum dolu balonlar eşliğinde şehirde bir kutlama yapılır, Joker (Jack Nicholson) de gelip eğlenceye katılır, şehir harabeye döner... Ben pek küçüktüm bu sahneyi ilk izlediğimde. Ama ne Batman'in kahramanlıkları, ne Joker'in ne kadar kötü olduğu kalmış aklımda... Varsa yoksa o şehrin sokaklarına zor sığan, renkli, eğlenceli balonlar. New York'da her yıl yapılan bir festivalmiş sanırım. Bu yıl ilk defa Brüksel'de de yapılacağı tuttu :) Bizim şansımıza mıdır nedir, hava da parçalı bulutlu / güneşliydi o gün...

Amerika'dan özel bir ekip gelmiş, özel balonlar üretilmiş. Belçika bazı çizgi roman kahramanlarının doğum yeri olduğu için bu karakterler de balonlaştırılmış. Ben tabi kocamın kolundan tuttuğum gibi yürüyüşün yapılacağı güzergahta aldım soluğu... saat 13:30'da başlayacak olan yürüyüş için kendimce bir köşe kaptım, fotoğraf makinamı ayarladım ve beklemeye başladım. Bence tek hatam güneşi karşıma alacak şekilde konumlanmış olmam! Zira bütün fotoğraflarda suratımda limon yemiş gibi bir ifade ve balonlar arkadan patlayan güneş ışığı nedeniyle silüet halinde!

İlk olarak Brüksel'in simgesi olan Atomium ve Manneken Pis geçti. Manneken Pis yani işeyen çocuğun hikayesine de kısaca değinelim bu vesileyle... Bu arkadaş, Brüksel'in en büyük meydanı Grand Place'e 50 metre mesafede bulunan bir çocuk heykeli aslında. Balon da aynen aslına uygun olarak yapılmış. Gerçi heykelin poposu balonu kadar şirin midir bilmiyorum ama balonu çok tatlıydı o yüzden her açıdan çektim kendisini :) Bu heykelin pek çok hikayesi mevcut tahmin edileceği üzere. Ama en yaygın olanlarından bir tanesi şu şekilde: Bir gün şehirde büyük bir yangın çıkmış, efendime söyliimm, bu çocuk da yangının üzerine işeyip söndürürken görülmüş, bunun üzerine şehrin uygun bir yerine heykeli dikilmiş... Heykel dediğim de heybetli bir şey sanılmasın. 50 cm falan! İnsan görünce bunun için miydi bu kadar tantana diyor :) Ama turizm uğruna çocuğun tişörtünden anahtarlığına, çikolatasından bira bardağına kadar her türlü ürünü mevcut. Pazarlama dünyası işte...








Manneken Pis'ten sonra çeşit çeşit dinazorlar, canavarlar, balıklar, komik çizgi karakterler geçti. Ama ben içlerinden en çok sevdiklerimi buraya koyuyorum. Özellikle Şirin Baba'yı görünce gerçek bir Şirin görmüş gibi mutlu oldum. Ama ben olsam Gargamel'in de balonunu yapardım. Herhalde pahalı birşey ki yapmamışlar!!

Bu arada aklıma gelmişken o kalabalıkta yürüyüşü gelip yanımızda seyreden anne-oğulun Türk çıkması artık bizi pek şaşırtmasa da aynı anne-oğulu ertesi gün rastgele gittiğimiz sahil kasabasında görmek ufak çaplı bir dumur yaşamama da sebep olmadı değil...

Balonlarla birlikte Belçika'nın çeşitli şehirlerinin bandoları da katılmıştı yürüyüşe. Farklı kostümler, değişik gösteriler ve türlü bando müziklerini de görmüş olduk. Yani İstanbul'da kaç farklı bando var deseler bilmem de Belçika'nın tüm bandolarının kayıtları elimde mevcut :) İstanbul'da birden fazla bando var mı ondan da şüpheliyim bu arada!!

Özetle cumartesi günü çok eğlenceli geçti. Bir elimde balonum, öbür elimde kocam, Brüksel sokaklarında kocaman balonları seyretmenin keyfini sürdüm. Günün tek hayal kırıklığı heyecanla beklediğim tek balonu yapmamış olmalarıydı: TENTEN! Belçika'nın en ünlü çizgi roman karakterine nasıl balon yapmazlar anlamıyorum ve şiddetle itiraz ediyorum! Tabi ki çok geç :))