7 Aralık 2009 Pazartesi
Mickey & Minnie'den selam var...
2 Aralık 2009 Çarşamba
En Nihayet Frankfurt
H&M'in önündeki kuyruğu görünce şaşırdık ve kocamı orada çekim yapmaya hazırlanan bir kameramandan bilgi almak üzere görevlendirdim. Öğrendik ki o gün bir tasarımcının kolleksiyonu satılacakmış o mağazada ve sabah 6'dan beri sıradaymış millet. Güldük ve devam ettik :)
12 Kasım 2009 Perşembe
Japon Bahçesi
3 Kasım 2009 Salı
Yine, Yeniden Paris
4 Eylül 2009 Cuma
Hafta Sonu Aksiyonları
Bu sebeple her pazar kurtlanıp "hadi bir şeyler yapalım" diye dürtüyorum zavallı kocamı. Sanki çocuk benim gibi her gün evde. Beni mutlu edecek diye şöyle bir pazar günü pijamasını çıkarmadan, ayaklarını uzatıp dinlenmiyor evinde. Habire yollarda garibim... Çünkü biliyor ki arabada en bülbül sesiyle ve mutlulukla şakıyan karısı, her ne kadar miskin bir kedi gibi polar battaniye altında mayışmayı sevse de, akşama doğru somur somur somurtup "bugün de bişi yapmadık, bomboş geçti" diye kafasına kakacaktır o pazar gününü.
Gıpta: Keşke bizde de böyle parklar olsa, h.sonu kendimizi atıp kafayı boşaltacak bir yerimiz yok...
Haset (isyankar olanından): Neden yok peki ama neden neden neden???? NEDEN onların var da bizim yok??? Bizim neyimiz eksik??
Nefret (Irkçı olanından): Burada doğdukları için ne kadar şanslılar, bizim suçumuz ne!? Uyuz Avrupalılar, biz daha akıllıyız aslında sizden ama sizde para çok! Para bizde olsa ne biçim parklarımız olurdu! HIH!!!...
Eziklik: Adamlar iyi eğitimli tabi, mallarına, çevrelerine nasıl bakacaklarını iyi biliyorlar. Bizde olsa mangalcı kaynardı bu park. Her taraf leş gibi olurdu. Hem görüntü kirliliği hem kafa... Çok ilerdeler bizden çoookkk... :(
Kabulleniş: Amaan napalım, biz de buralara geldikçe keyfini çıkarmaya çalışırız. Ben de şanslıyım sonuçta yani bugün burda olduğum için. Hadi bakalım asıl pedallara, çek içine temiz havayı... ooohhh.. :))
Sonraki hafta sonu (geçen haftasonuna tekabül eden) aklımda Belçika'nın dağlık bölgelerine gidip Rail Bike yapmak vardı. Ama sabah kalkıp havayı şahane görünce zavallı kocamı dürtüp "hadi kalk kayaking yapmaya gidelim" dedim! Çünkü eylülün geldiğini biliyordum ve gelirken yağmuru getireceğini hissediyordum...
Kocam kısa süren şokun ardından peki dedi. Sonra ben klasik boğazlama yöntemimi kullanarak "ama bak emin misin? istemiyorsan söyle bak gerçekten, evde de oturabiliriz bugün hani yorgunsan falan! sonra orda yok yoruldum, yok neden geldik, yok hiç dinlenemedim bu hafta sonu diye söylenme ama bak..." Kendimden nefret ettirene kadar bu soruları sorup, ikna olana kadar "ya tamam gidelim işte, ben de istiyorum" cümlesini söylettikten sonra hızlıca mayolarımızı giydik, sırt çantamızı hazırladık ve Dinant'a doğru yola çıktık...
.jpg)
Dinant'a geçen Christmas'ta Belçika gezisi yaptığımız sırada gelmiş ve sevmiştik. İçinden nehir geçen bir başka Avrupa şehri olmakla birlikte sarp dağlara sırtını yaslamış, enteresan bir şehirdi. Yine aynı gezi sırasında nehirde kano yapmaya kayaking dediklerini öğrenmiştik. Rafting değil ama, kano...
Nehir çok derin olmadığı için zaman zaman karaya otursak da antrenmansız kollarımız için yorucu, gözlerimiz için dinlendirici, ruhlarımız için eğlenceli bir aktivite olduğuna karar verdik.
Bu yazıyla da kocama olan derin sevgi ve şükranlarımı iletmiş, bir bakıma da günah çıkartmış olayım... Bana katlandığın için I love you kocacımmm :))












